8 mart

Bırak evi bok götürsün

 

 

Adsız

typo var evet

 

2014 dünya emekçi kadınlar gününde ailemin kadınlarına yolladığım toplu mesaj bu.  Mesajıma uzun süre sessiz kalındıktan sonra ilk tepki dini bayramlar ve kandil geceleri haricinde kutlanan her günü komünistlerin dinimize saldırısı, İsrail’in oyunu ve batının ahlaksızlığı olarak gören yengemden geldi

-???????????????????!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

Başkaları için bir yığın soru işareti ve ünlem anlamına gelen bu mesaj bana soğuk terler döktüren başka şeyler ifade ediyordu. Bana öncelikle yoksa komünist olup olmadığımı soruyor sonra beni abime söylemekle tehdit ediyordu. Oysaki biricik kocası namı diğer abim onu 12 yılda 7 Kez hamile bırakmış ve hepsinde de doğurmasını emretmişti. Çünkü korunmak haramdı. Çünkü kadınların varlık sebebi doğurmaktı. İlginç olansa tüm o çetrefilli süreçleri kadınlar çektiği halde soy yürütme şerefi, tohum saçmak zorlu bir görevmiş gibi erkeğe bahşediliyordu. Daha ilginç olansa kadınlar, bu takım adaletsizlikler üzerine yüzlerce soru işareti üretmek yerine kadınların sorunlarından bahsedenlere karşı üretiyor ve onları hemcinslerinin üstüne doğru bir ok gibi fırlatmaktan zerre çekinmiyordu. Bu işaretleri “sonsuz çocuk doğuracaksın!” diyen kocasına yollasaydı belki şimdi yine hamile olmazdı.

İkinci mesaj ablamdan geldi. Ablam hayatının neredeyse 15 yılını Ankara’nın kalburüstü semtlerinde yaşayan kodamanların, büyükelçilerin, sonradan görmelerin evlerini süpürerek geçirdi. Pencerenin köşesinde leke görmeyeceğim! diyenler uğruna camlardan düştü,  çoraplarda kırışık görünce camı çerçeveyi indiren manyakların ütülerini yaparken ellerini on yerinden yaktı, çamaşır suyu ile tuz ruhunu karıştırıp komalık oldu, köpekleri tarafından ısırıldı, atları tarafından tepildi ve hepsinde de suçlu ablam bulundu “yeterince dikkat etmiyordu cahil kadın” ama ablam mesajımda sadece ”bırak evi bok götürsün”e takılmıştı. Kadınların birbirini aşağılama yöntemlerinden biri olan “pasaklılık” karnından vurmuştum onu.

-Ne demek bok götürsün? Benim; işimde, evimde ne kadar titiz olduğumu bilmiyor musun? Bana pasaklı mı demek istedin? Ne duydun konuş?? Kim?

Mesajımdan bir saat sonra sosyoloji fakültesinde okuyan ve kadınlardan nefret nefret nefret eden,  kendisinden bahsederken erkek gibi kadınım, binlerce askerin içine at namusumla çıkarım, kadının da adam gibisi lazım diyen, kuru fasulye tarifini bile bir şekilde memlekette adammm gibi adam kalmadığına bağlayan küçük ablam aradı. Bir umutla hani okuyor ya her bir şeyin farkındadır, zaten sosyoloji mükemmel bir şey hep toplumun arazlarını anlatıyor, hatta belki de ablam şu an bir yerde eylemdedir düşünceleriyle okumuş insana hürmet dolu ses tonumla alo dedim

– Daha önce de söylemiştim kadınlar gününe dev karşıyım, kadınlar günü ne yahu bari kısır da dağıtılıyor mu hahahaha peki erkekler günü neden yok? Bana bunun cevabını verecek misin? Akşama kadar göt büyüten dedikoducu fesat kezban karılara gün var da akşama kadar ekmek peşinde koşması yetmezmiş gibi bir de akşam karı dırdırı çeken gariban adammmların günü neden yok? Bırak bu işleri ya, iyice feminist oldun başımıza iğrenç bir insan oldun. Feminizm kocayı bulana kadar canım ama feministler koca bulamazlar çünkü çirkinler hohoho. Hadi gittim, feministlikten arınınca beni ara. Öptüm. Dedi kapattı.

Ağlayayım diye düşündüm. Kafamı duvarlara vura vura ağlayım. Erkek toplumu gerçeğine benimle aynı gözlerle bakan, aynı “cinnet getiren koca” başlığıyla verilip kadının yaptıklarından sabrı tükenmiş adam noktasına indirgenmiş “kadın cinayeti” haberlerini izleyip cık cıklayan, aynı minibüslerde tacize uğrayan ve “senin neyini taciz edecem be tipe bak” cevabıyla karşılaşmış, patronlarının cinsel göndermeli şakalarına gülüp geçmekle işsiz kalmak arasında aynı ikilemleri yaşayan, sanki aile sevgisi dermiş gibi bir normallikte telaffuz edilen “aile içi şiddet”te aynı bacaklardan tekmeler, aynı ellerden tokatlar ve yumruklar yiyen,  bakkalından çakkalına amca oğlundan komşu amcasına yüzlercesiyle ilgili ucu tecavüze varan hikayeleri kah yaşayıp kah dinleyen, eve kapatılıp sikilip sikilip kuluçkaya yatırılmak dışında hiçbir insani talebe layık bulunmadığımızı bizzat yaşayarak beraber tecrübe ettiğimiz bu üç kadın da  yaşadıklarını öyle garabet derinliklere götürüp içselleştirmişti ki onları orada çıkarıp üstündeki zifti temizlemek ve gerçeğe aymalarını sağlamak nereden baksan bir asır istiyordu. Kahrımdan annemi aradım. Mesajı anneme de yollamıştım ama annem mesaj açmasını ve okumasını bilmez. Telefonunda açılmamış yüzlerce beyaz zarf var. Mesajımda yazdıklarımı alacağım “ben bilmem emek memek anlamıyom ne diyosan” cevabı riskine rağmen anneme tekrarladım. 12 yaşında öksüz kalan, 10 kardeşine annelik yapmayı denerken kendisinden 18 yaş büyük bir adama kuma verilen, adını bilmediği kap kacak için dayak yiyen ve uğruna dayak yediği kaplar içinde adını bilmediği yemekleri pişirmesi beklenen, ailenin her ferdinden bir başka yanına tekme yiyen, bütün tarım aletlerini tarladan önce onun üstünde deneyip kırdıkları annem, kanlı bir hayatın içinden kırık dökük bugüne ulaşmış muzaffer komutanım “savol kuzum, ne güzel yazmışın” dedi, ağlayarak. Konuşmamızın sonunda kapatırken de “Herifleri tüm öldüreciğik” diyordu.


 

 

-Geliyoruz-

Yemeği ocakta

Yer bezini kovada

Çamaşırları sepette bıraktık

Yıllardır çile doldurduğumuz fabrikalardan çıktık

Şalterler kapandı

Atölyeler dolusu tezgahın başından kalktık

Ofisler dolusu bilgisayarı uykuda bıraktık

Geliyoruz

*

Üstümüzde tepişenleri bir kenara bıraktık

Tası tarağı maşayı fırlatıp attık

Saçlarımız kalbimizin çarpıntısı sesimiz rüzgarda savruluyor

Aklımız da biraz çocuklarda kaldı

Yine de biz geliyoruz

*

Annelerimizin intikamını alalım

Babalarımızı affedelim

Oğullarımızı sevelim

Ve kızlarımız bizlerin yaşadıklarını yaşamasın diye

Bir de mutlu olmak için

Kalktık, kalkıştık, geliyoruz

İdil Çağatay/ayşe düzkan