Cinsellik

Cinsel saldırılarda yanlışlar ve doğrular

 

   Özgecan’ın “bahane” bırakmayan katli toplumu derinden sarstı. Belki de bazılarını sarsan asıl şey Özgecan’ı yeterince günahkar bulamamaktı. “Masum kendi halinde bir kızcağız” diye şaşırıp şaşırıp kalmalar da bundandı biraz. Çünkü bizler alışmış olduğumuz üzere faturayı; zanlısından, ailesine, polisinden, hakimine olağanüstü bir çabayla ve hızla tacize ve tecavüze uğramış kadına keseriz. Aranmıştır, kaşınmıştır, zemin hazırlamıştır. Yaptığımızın, insanın yaşam hürriyetine, özgürlüğüne ve hatta kendi özgürlüğümüze ket vuracağını, bizi yavaş yavaş karanlık, hareket etme alanı belki ancak üç adım olan bir kuyuya sürükleyeceğini bile bile arsız bir cüretle “o da kim bilir ne yapmıştır” ı sarf ederiz. Yüzümüz kızarmaz, empati bilmez, sonra bizim veya sevdiklerimizin başına gelme ihtimalini düşünmeyiz bile. Çünkü zaten bizim başımıza assslaaa gelmez. Ahlaklıyız, namusluyuz, edepliyiz, önümüze bakarak yürürüz, errrkek gibi kadınlarız, evlenilecek aile kızlarıyız, eteklerimiz uzun, pantolonlarımız bol, kazaklarımız boğazlı, eşcinsel sapıklar değiliz, ee orospu da değiliz bize kimse zarar vermez. Erkekler bizi sever, adam gibi adamlarımız bizim gibi hanım hanımcıklara saygı duyar, paşalarımız aslan parçalarımız yalnızca kötülere saldırır.  Ama ne oldu Özgecan yıktı mı bütün ezberlerinizi? Su testisi su yolunda kırılmadı mı yoksa? Vicdanınız suya düşmüş sıçan gibi ciyak ciyak ötüyor susturamıyorsunuz değil mi? Umarım hayat boyu kulaklarınızdan gitmez o ses.

   Bir kaç yıl önce cinsel saldırılarla ilgili bir araştırma yapıyorduk. Çok severek destek verdiğim bir proje başlatmıştık ama yeterince destek bulamayınca ve zamansızlıktan aksadı gitti. Yaymak için aşağıdaki maddeleri hazırlamıştık. Cinsel saldırılarla ilgili bilinen yanlış mitler ve doğruları. Umarım Özgecan’ın yaşattığı acı bittikten sonra da duyarlılığınızı, yüzleşmelerinizi kaybetmez aşağıdaki gerçekleri aklınızda tutarsınız.


YANLIŞ:  Cinsel saldırı cinsel açlık çeken erkekler tarafından işlenen bir suçtur. 
DOĞRU:  Cinsel saldırı sıradan, normal davranışlarda ki erkekler tarafından daha fazla işlenmektedir.


YANLIŞ:  Cinsel saldırı genelliklle bir sokak veya park yeri gibi karanlık, izole yerlerde oluşur.
 DOĞRU: Çoğu cinsel saldırı evlerde ya da araç içlerinde meydana gelmiştir.

YANLIŞ:  Kadınlar “HAYIR” dediklerinde aslında “EVET”i ima etmektedir. 
DOĞRU: Hayır, hayır demektir. Bir kadın hayır diyorsa ve siz baskı, zorlama veya herhangi bir cinsel ilişkiye onu zorluyorsanız bu tam anlamıyla cinsel saldırıdır. Tüm kadınlar hayır veya evet deme hakkına ve kararlarına saygı hakkına sahiptir.

YANLIŞ:  Bir adam bir kadını yemeğe götürüyor ve onun için harcama yapıyorsa kadın karşılığında o erkeğe seks borçludur.
 DOĞRU: Seks bir ödeme şekli değildir.

YANLIŞ:  Sadece kadınlar cinsel tacize uğrar. 
DOĞRU: Erkekler de cinsel tacize uğramaktadır. Raporlu cinsel saldırıların % 10’u erkek şikayetleridir ve faili yine erkektir.


YANLIŞ:  Dar ya da mini giysiler giyen kadınlar “seks yapmaya hazırım” demektedir. 
DOĞRU: İnsanlar ne isterse giyme hakkına sahiptir. Bu cinsel saldırı ve cinsel taciz için davetiye değildir.


YANLIŞ:  Cinsel saldırı kurbanlarının çoğu, en azından bir kısmı saldırıdan sorumludur. 
DOĞRU: Kurbanı suçlamak suça davetiyedir. Failin suçu yüzde 100’dür.


YANLIŞ:  Seks ticareti yapan kadınlara uygulanan davranışlar cinsel saldırı sayılmaz 
DOĞRU: Tüm diğer kadınlar gibi fahişe, dansçı, pornografide çalışan kadınların cinsel eyleme zorlanması cinsel saldırıdır.


YANLIŞ:  Bir kadın eşiyle birkaç ay önce olmuşsa, artık eşinin ondan seks isteme hakkı doğar.
DOĞRU: Seks zamanını belirlemek çiftlerden herhangi birinin kararı değildir. Ne zaman olacağına çiftler karşılıklı karar verir. Uzun seks aralıkları kadının cinsel ilişkiye  zorlanması hakkını doğurmaz.


YANLIŞ:  Cinsel saldırıya uğrayan erkekler eşcinseldir.
 DOĞRU: Hem hetero hem de eşcinsel erkekler cinsel saldırıya uğrayabilir. Cinsel taciz failleri kurbanının cinsel seçimiyle ilgilenmez. Aynı zamanda failin de gay olması beklenemez. Tecavüz olaylarında hem erkek hem de kadına tecavüz eden erkek oranı % 95 tir.

YANLIŞ:  Bir kadın seks için olur verdikten sonra fikir değiştirme hakkı yoktur.
DOĞRU: Herkes, her zaman seks yapıp yapmamakla ilgili fikrini değiştirebilir.


YANLIŞ:  Bir erkeği tahrik edici davranışlarınla uyardıysan o seks mutlaka olmalıdır. 
DOĞRU: Bu kesinlikle doğru değildir. Erkeklerin uyarıldıktan sonra seks yapamadığı bir çok durum vardır. Partnerinizden gelen “inmezse kasık kanseri olurum” gibi bahaneler psikolojik şiddettir.


YANLIŞ:  Bazı kadınlar şiddet içeren seks yapmayı severler.
DOĞRU: Şiddet içeren fantezileri olsa bile bu zorla seks yapmayı sevdiği anlamı taşımaz.


YANLIŞ:  Erkekler tarafından cinsel saldırıya uğrayan kadınlar bütün erkeklerden nefret edip lezbiyen olur. 
DOĞRU: Cinsel saldırıya uğrayan bütün kadınlar lezbiyen oluyor ise dünya’da çok daha fazla lezbiyen olmalıydı, belki de tamamı.


YANLIŞ:  Uyuşturucu ve alkol cinsel saldırıya zemin hazırlar. 
DOĞRU: Uyuşturucu ve alkole cinsel saldırı olaylarında rastlanır ancak asla cinsel saldırı nedeni olmazlar. Onlar vardır ama bahane edilemezler.


YANLIŞ:  Sadece genç ve çekici kadınlara cinsel saldırı yapılır.
DOĞRU: Herhangi bir ırk, yaş, sınıf, din, kültür, fiziksel yetenek ve yaşam potansiyeli ayırmadan tüm kadınlar cinsel saldırı mağduru olmuştur.

YANLIŞ:  Saldırıya uğradım ama rapor almadım bu nedenle cinsel saldırı sayılmayabilir. 
DOĞRU: Kadında çürük, morluk yada yaralanma olmaması cinsel saldırı olmadığını göstermez. Cinsel saldırıya uğrayanların sadece% 10’u rapor almayı seçiyor. Rapor olmasa da mahkemeye gidin. 


Kaynak: http://www.avaloncentre.ca/

benzer bir yazı için http://uzuncorap.com/2015/02/19/tecavuz-hakkinda-vazgecmemiz-gereken-efsaneler/ 
Reklamlar

Ona mastürbasyon demeyelim de kendi içine yolculuk diyelim

  


    Mastürbasyon bir keşif mi yoksa bir içgüdü mü? İkisi de herhalde.  Şu bitmek bilmeyen dini kuralların yazıldığı bir kitapta erkeklerin ıslanmasından bahsediliyordu. Sonra erkeklerin menisinden, mezisinden,  tüm diğer akarından kokarından. Yazılabildiği ve okumamız için en muhafazakar evlerin en alelade kitaplıklarına yerleştiğine göre onların bütün insani arzuları, şehvetleri, kontrol edemedikleri içgüdüleri  normalleşmişti. Kadınların ıslanabildiğini  herhangi bir yerde okuduğumu ve kadın akrabalarımdan birisinin bile bunu itiraf ettiğini hatırlamıyorum. Utanma da vardı yasak da. Zaten yok öyle bir şey. Şişşşşş!! Peki niye? Aynı türün iki farklı cinsi arasında bu kadar devasa bir mahcubiyet ve suç farkı nasıl oluşmuştu? İnsani ihtiyaçlar yazılırken erkeğe düşen birim miktarı kadınınkinden neden kat ve kat fazla çıkıyordu? Ve acaba neden erkeğin zafiyetlerinin tam karşısına  kadının dikkat etmesi gereken kurallar bütünü konuyordu? Mesela erkeğin kolayca tahrik olmasının karşısına önlem olarak kadının tahrik etmemesi gerektiğinin düşmesi gibi.  

      Günlük hayatımız son birkaç yıldır değişmeksizin aynıydı. Annem şafakla birlikte evden ayrılıyor,  güneş batarken binlerce havadisle geri dönüyordu. Abim dere kenarındaki bir kaportacı dükkanında çalışıyor, erkek kardeşim ve ablam Zehra ise okula gidiyordu. Babam zaten eve gelmiyordu ki gitsin. Bir kahvehanede kim bilir kaçıncı okey doktorasını vermekteydi. Bense başıboş bir ergen irisi olarak evde, orda burda sıkıntıdan türlü keşifler yapıyordum. İlk zamanlar telefon sapıklığını denedim. Bilirsiniz rastgele numara çevirip nefes dinletmek,  takırtu tukurtu çıkarmak, cesaret toplanmışsa  “bu akşam seni öldürmeye geleceğim” demek vs.  Genellikle telefonu yaşlı bir kadın açınca bunu yaptım. Belki bir zamanlar elinde telefonla kalp krizi geçirerek ölmüş yaşlı kadınların faili ben olabilirim.  Erkek sesi duyarsam da şuh işlere bulaşıyordum.  Geri zekalıların hepsi işletilmeye dünden razıydı.  Şimdiki aklım olsaydı “Ben Bulgaristan da yaşıyorum ve sizinle evlenmek istiyorum yanınıza gelmek için pasaport ve yol parasına ihtiyacım var” yalanı ile toplayacağım paralarla Miami’den ev almıştım. Düşünemedik işte.  Bir ara ipin ucunu kaçırıp Çinli esnafı, Norveçli balıkçıları bile aradım. Telefon faturası diye bir şey olduğunu ve bunun top yapılıp ağzıma sokulabileceğini bilmediğim günlerde aradım Chan Hu Hio yu.  Zaten anlaşamadık. Ayrıldık.  Onunla başka hikayem yok.

        Yine böyle sıkıntıdan dörde katlandığım günlerde, annemle babamın yüksek rakımlı karyolasında uzanırken mastürbasyonu keşfettim. Mastürbasyon bir keşif mi yoksa bir içgüdü mü? İkisi de herhalde.  Şu bitmek bilmeyen dini kuralların yazıldığı bir kitapta erkeklerin ıslanmasından bahsediliyordu. Sonra erkeklerin menisinden, mezisinden,  tüm diğer akarından kokarından. Haklarında her şeyi biliyordum. Ve hiç biri mahrem değildi. Yazılabildiği ve okumamız için en muhafazakar evlerin en alelade kitaplıklarına yerleştiğine göre onların bütün insani arzuları, şehvetleri, kontrol edemedikleri içgüdüleri doğal, gerekli ve  normaldi. Ama kadınların hissettiklerinden tut akıntılarına kadar bahsi edilemeyecek kadar çirkin, mekruh ve sakıncalıydı. Bunları konuşabilecek hale geldiysen baş göz edilecek hale de gelmiş oluyordun. Kadınların ıslanabildiğini  herhangi bir yerde okuduğumu ve kadın akrabalarımdan birisinin bile bunu itiraf ettiğini hatırlamıyorum.  Zaten yok öyle bir şey. Şişşşşş!! Orospu musun? Peki niye? Aynı türün iki farklı cinsi arasında bu kadar devasa bir mahcubiyet ve suç farkı nasıl oluşmuştu? İnsani ihtiyaçlar yazılırken erkeğe düşen birim miktarı kadınınkinden neden kat ve kat fazla çıkıyordu? Ve acaba neden erkeğin zafiyetlerinin tam karşısına  kadının dikkat etmesi gereken kurallar bütünü konuyordu? Mesela erkeğin kolayca tahrik olmasının karşısına önlem olarak kadının tahrik etmemesi gerektiğinin düşmesi gibi.  Yaşıma göre cevabı günaha girdiğini düşünmeden bulunamayacak büyük sorular soruyordum. Tövbe çektim.

        Yatağın baş ucunda asılı hatıra eşyaların arasında saat kulesi şeklinde bir anahtarlık gözüme çarptı. Metal veya pirinç malzemedendi. Hatırlayamıyorum. Kısa bir süre bakıp onunla ne yapabileceğimi düşündüm. Sonra da onu asılı olduğu yerden alıp aklıma geldiğinden bile utandığım için sanki aklıma hiç gelmemiş gibi yaparak, bir nevi aklımı küçümseyerek vajinama götürdüm. Derine götürecek kadar cesaretim yoktu. Bakireliğin hemen çiş yaptığımız yerin yakınlarında bir çıban gibi patlamayı beklediğini biliyordum. Onu bozacak şey mustakbel kocamın helal sikinden başka bir şey olmamalıydı. Bunları düşünerek anahtarlığı kıpırdatmadan tuttum. Yaptığım şey hoşuma gitmişti ama tarif edilemez büyüklükte bir utanç duydum. Hem annemle babamın yatağında ve babamın en sevdiği eşyalardan biriyle bunu yapmıştım. Üstelik kadınlar bundan hoşlanmazdı. Bu sadece erkeklerin arzulayabileceği bir şeydi. Erkek olma ihtimalim var mıydı? Kıpkırmızı bir halde yerimden kalkıp evimizin giriş kapısının önünde, ellerimizi yıkadığımız lavabo vardı oraya gidip anahtarlığı yıkadım, kurulayıp yerine astım. Nasıl utanıyordum. Diğerlerinin yüzüne nasıl bakacaktım? İlk nereden başlayacaktım söze? Yüzümden, ses tonumdan kendime bunu yaptığımı anlayabilirler miydi? Bir kaç dakika utanç ve pişmanlık içinde kendimi bundan sonraki hayatıma hazırladım. Kendimi orospulukla, şerefsizlikle, kirlilikle suçladım. Sonra gidip evi süpürdüm. Üzüm yedim. Ağladım.

         Birkaç gün annemle babamın odasına şu veya bu sebeple her girişimde yatağın baş ucu tarafına bakamadım. Baksam bile anahtarlıkla göz göze gelmemeye çalışıyordum. Minik iki gözü varmış da bana doğru bakıyormuş gibi hissediyordum. Sadece anahtarlık olsa iyi, evdeki herkesin yaptığım şeyi birbirlerine söylediklerini ve bana bir şey söylemeden her baktıklarında bunu ima ettiklerini düşünüyordum. Sonra o duvarlar? fısıldıyorlar mıydı yoksa? Ama utanç duygum azalıp, asayiş berkemal olunca bu kez sonrasında ne hissedeceğime daha hazırlıklı olarak yine yaptım. Sonra yine. Şeyime kadar günaha battım. Geceleri ablamla aynı yatağı paylaştığımız için gece yapmamaktan mümkün mertebe kaçtım ama gündüz evde kimse yokken tam bir seksi görlle dönüşüyordum. Türkçe popun en leş örneklerini açıp dudaklarıma almancı akrabamızın hans’ın çöpünden topladığı bayatlamış kırmızı rujlardan yalapşap boca ediyordum. Eteğimi diz üstüne kadar çekip yandan bağlıyor, uzun saçlarımı tokalardan kurtarıp evde bulunan tek koku limon kolonyasıyla sağını solunu ıslatıyordum. Bütün bu hazırlıkları saat kulesi bir anahtarlık için yapıyordum. Anahtarlığa aşık olmuştum. Ama aşk pişmanlıktı… Her defasında korkunç pişman oluyor, tam bir ruh hastası gibi oturup saçımı başımı yola yola salya sümük ağlıyordum. Adeta bir pişman mastırkeş olup çıkmıştım. Bir gün başıma çok fena bir şey geleceğini biliyordum. Çünkü yasak olan, günah olan bir eylemi yapıyor pişman oluyor ama sonra yine yapıyordum. Allah bunu yanıma komazdı ki. Benimle ilgili korkunç planlar hazırlamıştı bile. Geceleri kabuslar görmeye başladım. Karanlıkta gördüğüm her gölgenin mastürbasyon yaptığım için peşime düşen cinler, zebaniler olduğuna adım gibi emindim artık. Bu korkular yüzünden namaza başladım. Hacca gitmeyi düşünüp esnafa ihramın metresi kaça? diye sordum. Fakir fukara doyurdum. Yaş 14. Aşkımızın meyvesi Aytek.
     Bu günahkarlığa; kendi iyiliğim, kendi çarpılmama, cehennemde vajinasına kazıklar sokula sokula yakılmamam adına son verdiğim gün. Bir Cumartesi günü. Salona yayılmış televizyon izliyorduk. Odada ablam Zehra, ben ve küçük erkek kardeşim vardı. Annem dışarda çamaşır yıkıyordu. Artık ne kadar şeytanın oyuncağı olmuşsam oradan bir yerden elime geçirdiğim tükenmez kalemle pijamamın söküğünden yol aldım. Etraftakiler görmesin diye  kafam dışarda  bırakarak gövdemi odada bulunan oturduğumuz somyanın  altına soktum. Zeka!  Ablam Zehra bir terslik olduğunu yaptığım ters devekuşu hareketinden sezmiş. Ben; kafam dışarda, kolum gövdemin altında, gövdem somyanın altında tren olmuş tv seyrederken o yan tarafa geçip somyanın işlemeli etek örtüsünü kaldırıp ne  yaptığıma bakmış. Hele belime bir serinlik gelmişti.  Görmüş ki ben kızların asla yapmadığı o pis şeyi yapıyorum. Birden “ne yapıyorsun sen o kalemle oralarına” diye bağırdı. Sesini duyunca  acele acele elimi çekmeye çalışırken  tükenmez kalemin kapağı pijamamın söküğüne takıldı, çekiyorum çekiyorum ne kalem çıkıyor ne kapak. Dışardan bakan zanneder ki kalemi dibine kadar sokmuşum,  içime saplanmış. Yaptığı şeyden zaten utanan beni erkek kardeşimin önünde rezil etti.  Yetinmeyip koşarak balkona çıkıp anneme doğru avazı çıktığı kadar seslendi

-Anneeee koş siminya bıttığına kalem sokmuş, çıkaramıyooo!

    Gel de ölme. Gel de kendini intihar etme.  Ağlayarak ben de balkona koştum. Kalemi çıkarıp bir yere savurmuştum ama kapağını bulamadım. Annem elleri köpüklü eve doğru geliyordu. Belli ki çocuklarından birine elektrik çarptığını, bacaklarının veya kafalarının koptuğunu sanmış beti benzi bembeyaz olmuştu. “Ne oldu yavrum kim neyi çıkaramıyor” Diye telaşla sorunca ağzına sıçtığım ablam Kırıkkale’den dahi duyulacak biçimde daha yüksek sesle tekrar etti. Annem olduğu yerde durup gülmeye başladı. Hayatım boyunca annemin en aklımda kalan gülümsemelerinden biri budur. Çünkü gerçekten dünyanın başıma yıkıldığı ve annemin de aynı aşağılayıcı sözlerle üstüme gelip beni azarlayacağını düşündüğüm anda o, olayı hafifleten bir yüz ifadesi takınmıştı. Belki de annem sandığım kadar bilinçsiz bir ebeveyn değildi. Çocuklarının bir gün birer birer kendilerini keşfedeceğini,  onları bu nedenle suçlamaması gerektiğini biliyordu. Ona ne kadar teşekkür etsem azdır.  Ablam bu sırada bir çok detay daha vermişti galiba. Annem “kalem değildir o yanlış görmüşsündür  sus da eve gir çabuk” dedi. Çamaşırlarının yanına döndü. Ablamla ben balkonda baş başa kaldık. Dönüp beni sessizce süzdü süzdü süzdü. O kadar ağlıyordum ki kendimi savunacak tek bir yalan dahi aklıma gelmiyordu. Kardeşim de kapıdan şöyle bir kafasını uzatıp ikimize bakmış yeniden televizyon izlemeye dönmüştü. Hava çok sıcaktı. Dut ağacının meyveleri balkona dökülmüş ayaklarımızın altında patlıyordu. Utancımdan ablama bakamıyor hemen kafasının arkasına düşen apartman dairesinin pencerelerinin arkasında daima bizi izlediğini tahmin ettiğim komşunun oğlunu arıyordum.  Görmemiş, duymamış olmasını umuyordum. İhtimal yoktu ama…

-Kalem soktuğunu gördüm, seyrettim ben dedi
-Yok kalem falan… dedim, daha fazla konuşamadım. Ablam gördüğü şeyi büyüklere ispatlayamamanın verdiği öfkeyle eve girdi.
 Ben de balkonda bulunan minderlere oturup şoku atlatmayı istiyordum. Minderlere doğru adım atınca tıpır tıpır bir ses duyuldu. Ablam evin koridorundan balkona doğru baktı. Hemen kapının eşiğine pijamamın paçalarından tükenmez kalemin kapağı düşmüştü. 

Maviydi. 



Mesele porno meselesi değil, esas mesele tütün meselesi tütün tütün

 

  Şimdi çok gizemli bir tarih var, biz arkadaşlarla ona kısaca 22 ağustos diye sesleniyoruz. Mühim bir tarih. Son zamanların en ürkütücü şehir efsanesi. Dediklerine göre o günden sonra internette hiç bir şey şimdiki gibi olmayacakmış. Sokaklara yığdığımız polislerin aynından sanal ortama da yığılacak, hangi siteye varsan yüzümüze kapanacak, cibilliyetimiz ellenecek, seceremize sıçılacak, sorguya suale çekilecekmişiz.

 Pratiği nasıl olacak daha netleşmiş değil. Cümbür camia heyecanla saatlerin 22’yi gösterdiği o sürprizli anı bekliyoruz. Beklerken de benim yanlış ülkemin o kadarda güzel olmayan insanları çocukluğumuzda çok tarhana çorbası içtiğimizden olacak bu konuyu da tarhana çorbasına çevirip en düşkün olduğumuz noktaya getirip bıraktık. Uçkura. Yatıyoruz porno, kalkıyoruz porno. Gören görmeyen de 50 milyon yetişkin sabah akşam veriyor birbirine küsküye sanacak. Oysa bizde sadece enkırmenler ve siyasetçiler seks yapıyor. Halk olarak öyle şeylerle alakamız yok. Konuyu pornoya getirip kısıtladığımız içinde maalesef seks yapmayan halkın desteği alınamadı. Yürüyen binlerce insan; sübyanlar, sübyancılar, porno düşkünleri ve şahin k. dan ibaret sayıldı. Nasıl oldu lan bu?

Ben porno sevmiyorum. Karşıyım demiyorum sevmiyorum diyorum. Hemen “aha buda paketçi!” şeyi yapma. Sevmeme nedenim “ayy seksen tane zenci el kadar japon kıza neler etti neler, hii kıyamammm yavrucuğuma” anaçlığı yada “kadınların erkek fantezileri için böylesine hunharcasına meta haline getirildiği sisteme şiddetcesine vıdı vıdı...” feministliği değil. Banane lan! Ne hali varsa görsün. Ben acısam anama acırım. Kadıncağız kaç yıldır “karıı sırtıma bi hotla nolur gı” diye dolaşan 15 zenci gücündeki 70’lik bir adamla kıyasıya cebelleşmekte. Üstelik bedeve. Bu sıçan sesli ablalar hiç direniyor mu? Görür görmez yeni gelinin şeye sarılması gibi yapışıp curk curk emmeye girişiyor, bi yandan sırıtıp bi taraftanda heriflerin kokmuş soykalarına övgüler yağdırıyorlar. Sevmiyorum, çünkü izlerken tahrik olmuyorum. Açıklaması bu kadar net. İlk izlediğimde bi kıpırdanmalar, bi gıdıklanmalar oluyordu ama sonra pat diye sıradanlaştı, bir zetina dikiş makinesinin piko yapması kadar mekanik geldi. Ebemin yayık yayışını izlerken daha çok heyecanlanıyordum. Sonunda ayran oluyordu, tereyağ oluyordu hem. (gerçi sekste de bir çeşit ayran üretiliyor ha) Bir insan yayık ayranından tahrik olabilir mi? Olamaz. İşte bende olmuyorum. Yastığıma “mahmut” adını verip sabahlara kadar yatağan içinde devir daim yaptığımızda bile daha fazla zevk alıyorum. Yastık deyip geçme.Bazen ondan beklenmeyecek performanslar sergiliyor. Geçen geceki 45 dakika sürdü mesela. 
Ama napıyorum bunca sevmemezliğime hatta seksi güldürükçülü bişey bulmama rağmen bende “pornoma dokunma” diye ortalarda dolaşıyorum. “Pornolar götürsün sizi, ne anlıyonuz lan o organ cümbüşünden? Kavun yemişte ağzına gözüne sıvamış gibi dolaşan patlak suratlı karılardan? göt kafalar” da diyebilirdim. Hatta hızımı alamayıp “Hayır misyoner neyinize yetmiyo anlamıyorum ki? Sonra ordan izleyip izleyip karılarınıza, sevgililerinize cebelleş oluyorsunuz. Yok sırtıma hotla, ağzıma işe, bacağımın birini boynundan dolandırayım, sen sol kolunu bana ver ben kafamı sağ bacağının arasından geçireyim” gibi enteresan enteresan pozisyonlar istiyorsunuz! Bak benden uyarması bel fıtığı olur, disk kayması yaşar numune hastanesinde sekiz ay tepe üstü yatarsınız da bırak kamasutrayı tuvalete bile çömemezsiniz ha…diyor muyum? demiyorum. Neden demiyorum bi sor..sor bi! Sorsan geberirsin de mi?! iyi sorma zaten ben her halükarda söyleyeceğim. (halükar ne demekmiş bakayım) 
Çünkü sıradışı her zevk, inanç ve düşünce, kalan tüm olağan düşüncelerin garantisidir de ondan. Tek porno değil. Radikal dinler (evet din bile) satanizm, ateizm, militarizm, anarşizm, sanat, dövme, küfür, ıdı, vıdı yani sıradışı ve öyle yaşamayanı rahatsız eden her şey ortalama özgürlüğümüzün var olabilmesi, güvende kalabilmesi için şart. İçinde ol yada olma. Tahammül et veya etme. Özgürlük çıtasını genişleten bütün uç yaşamların varlığını kabullenmek, senin uç olmayan yaşamını devam ettirebilmen için lüzumlu. Eğer bütün bu sıradışılık katmanlarını bir bir yok edersek elimizde kala kala bizim alelade yaşamlarımız kalacak. Bir bakmışın mutfakta menemen yaparken adamın biri “menemen kusmuğu andırdığı için toplum ruh sağlığını kötü etkiliyor, son kalan 56 maddenin biricik fıkrasına göre onu da yasakladık” diye kapına dayanıvermiş. Olmaz deme olur o, ben deyince oluyor. 
Yasaklar elektirik zammı gibidir. Bir başladı mı ulaşmadığı kalem kalmaz. Yasaklanan herhangi bir şeyin faturası dönüp dolaşıp senin cebine de girer. Özgürlük ise zaferdir, özgür kalması için savaştığın herhangi bir şeyin ganimetinden sana da pay düşer. Meseleyi bu nedenle porno savunucuları ve porno karşıtları arasında geçen sürtüşme gibi algılamayıp, eylemleri hiç olmazsa kendi menfaatimiz, kendi çıkarımız, kendi menemen yapma özgürlüğümüz için savunmalıyız. Yoksa sen o 15 yaşındaki çocukların gerçekten pornoya bayıldığını mı düşünüyorsun? 

Dersimiz ahlak, derdimiz ikiyüzlü ahlak

 Son gelen verilerin bana verdiği izlenime dayanarak söylüyorum sanırım ahlaklı biri değilim. Bunu böbürlenerek söylediğim yok. Sisteme baş kaldırı gibi de görülmesin (görülse kaç yazar) Tamamen matematiksel. Ahlaklı olmadığıma göre otomatikman ahlaksız sayılmalıyım. Ama ahlaksızlığım tam olarak yaptığım hangi harekete isabet ediyor kestiremiyorum. Matematiğim o kadar iyi sayılmaz.
 Hiç abartmıyorum hayatımın büyük kısmını ne uykuyla, ne kitap okuyarak ne de şarkı söyleyerek geçirdim. Ömrümün en aslan parçasını; neyin orospuluk, neyin ahlaksızlık, neyin namus, neyin saygı olduğunu ayırt etmeye çalışmakla harcadım. Bir takım ülkelerin, bir takım çocukları, bir takım bilimsel araştırmalar yaparken ben; yaşamımı, vücudumu, düşüncelerimi kimin takdirine bırakmam gerektiğini öğrenmeye çalışıyordum. Maalesef başka yönde gelişmeye vaktim olmadı. Yaptığım tüm araştırmalara rağmen ahlak ve ahlaksızlığın ne olduğu hakkında net bir bilgi edinemedim. Ahlak kurallarını bilenlerin ve uygulayanların bunları hangi kaynakların hangi kıstaslarına bakarak ortaya koyduklarını hiç bir zaman öğrenemedim. Yazılı olmayan kurallar olduğunun farkındayım ve bu kuralların cinsiyete ve güce göre keyfe keder değiştirildiğinin de. Belkide acilen bir ahlak haritasına veya ahlak navigasyon cihazına ihtiyacımız var. Aksi durumda daha bin sittin sene ikiyüzlü ahlakın şarlatanlığını bizden daha iyi yapan çıkmayacak.


Namus Nedir? from Enis on Vimeo.
Konuyla atardamardan bağlantılı videoyu @zafer yolladı. ilginç bir video, izlenmeli.

Nasıl ikiyüzlü bir ahlaka sahip oluruz? bir kaç öneri: 

Sevmek yakışıksız, bakışmak usturupsuz, konuşmak lüzumsuz ah şimdiki nesil pek arsız! Gençler birbirini sevmiş demeyelim de “annesi görmüş beğenmiş” diyelim böylece “sevmek” kelimesinin kuşkulandırıcı varlığından bir süre daha saklanabiliriz. Aşkı leyla ile mecnun destanına, meşki televizyon dizilerinde yengesini düdükleyen adamlara teslim edelim. Aramızda ilişki yokmuş gibi davranalım, yapmıyormuş gibi dolaşalım, kimseye aynı yatağa girdiğimizi söylemeyelim. Biz ekmeğimizin derdindeyiz keza. Kızları evlenecek-eğlenecek diye katmer katmer küme küme sınıflayalım, sınıflayalım ki lazım olunca elimizi attığımızda temiz olanı gelsin. Öte yandan geneleve gidip “milli” (kelimenin ince ayarına dikkat) olmayan adamın erkekliğinden şüphe edelim. Yoksa ibne mi bu? Belkide kaldıramıyor deyip hep beraber gülelim. Penis ucu kesme ve yeme düğünümüzden beri çük üstüne ne eğlenmeler ne gülüşmeler. Yoksa dünya’nın merkezi sikimizin başı mı?

Facebook’a üye olalım, olur olmaz da Allah yazan ağaç kütüğüne şaşıran bir milyon kişiden biri olalım. Ayda bir durumumuzu “yaratılanı severim yaratandan ötürü” diye güncelleyelim. Duvarında batan güneş fotografları altında tasavvuf öğretileri olan internet sayfaları beğenelim, beğenelim ki dost düşman ne kadar maneviyatlı, o denli mütedeyyin, katiyyen zararsız olduğumuzu profilimizden bellesin. Yeter mi? Yetmez. Varalım çocuk fotografları altına bol sevmeli bol uzatmalı  “amcası gurban olsun buna, gııııız nası büyümüşsün aboooo” yazalım. Maskemizi hallettiysek asıl niyetimize dönebiliriz. O gurban olduğumuz çocukları ucuz şekerlerle kandırıp boklu ellerimizi öptürelim. Kötü devlerin masallara ait olmadığını öğretelim onlara, avuç içi kadar bedenlerine üçer beşer yirmialtışar yirmialtışar tecavüz edelim. Öldürüp öldürüp gömelim. Kokuşmuş uçkurumuz kurban istiyor, taze kan istiyor.

Karımızın saçının teli görünse gözle, mimikle, öksüre, tıksıra ayar verelim. Edepsiz edepsiz otursa, gülse, bizi ele güne rezil etse eve gidince haddini bildirelim. Kırıtmasın, sırıtmasın, saçma saçma konuşmasın. Namusumuzu kirletmesin. Anneliğini bilsin. Haddini bilsin. Kendini bilsin. Kadına ait her şeyi kutsayalım, kutsayalım ki üzerinde taşıdığı kutsallığın ağırlığından hareket edemeyecek hale gelsin. Analar kutsaldır diyelim mesela. Cenneti tam ayağının altına yerleştirelim orası pek münasip. Böylece ayağının üstüne basmaktan ölesiye korkacak, bizi bekleyen yetmiş hurili cennetimize sahip çıkacaktır. Onları zayıflıklarıyla korkutalım. Kadınlar çiçektir, aklı kısadır, eli hamurdur, toplasan 250 gramdır dersek özgüven diye bir şeyleri kalmaz. Sonra bir bakmışın izdivaç izdivaç “bana sahip çıkacak erkek istiyorum” diye dolaşmaya başlamışlar. Kelepçeli kadınımız sırtında namus, ayağında cennet, karnında sıpa ile otururken biz sokaklara akalım. Namusu taşıyamamış mini etekli kadını kızın yollarını keselim, gece gece sokaktaysa yollu ki bunlar, mini giyiyorsa da motordurlar, müstehaklar! Bizim olmazlarsa taciz edelim. Alışık bunlar! Rus’a gidelim. Keraneye gidelim. Bize her yer cennet. Sonuçta biz erkeğiz. Bir takım ihtiyaçlarımız var.

Eşimi aldattım diye söze başlayan kadına tüm tirübün “aaaaaaaaaaaa” tepkisi verelim. Hemen sesini yayından alalım alalım ki gençlerin ahlakı, türk örf ve adetleri bozulmasın. Velev ki kocası aynısını söyledi.. düşünelim. Hımmm karısı kendine bakmıyor olmalı! Çocuk doğurunca saldı kendini tabii. Alan almış satan başından savmış durumu. Adam haklı, sonuçta erkek bu. Hemen şu bakımsız kadını stüdyomuza getirip ona ne kadar çirkin, şişman ve pis olduğunu söyleyelim. Böyle yaparsan tabiki kocan başka kadına gider, kocanı elinde tutmasını bileceksin ayol diyerek tribüne bakalım, tribün hep bir ağızdan “yaaaaaaaaaa” desin, alkış kıyamet. Kocası onu bir daha aldatmasın diye şu hımbıl kadını güzelleştirelim. Sık sık çirkin kadın yoktur bakımsız kadın vardır deyip bu şahane özdeyişin haklılığını alkışlarla kutsayalım. İki boya, iki manikür birde pala pırtı giydirip evine salalım. Bu işi de böylece hallettik.

Meme uçları göğüs yamaçlarında boy verince “işi gücü bırakıp bunun ardına düşen piçleri mi savuşturacağız? amanin de namus” diye okuldan alalım. (kişi kendinden bilir işi) Verelim eline yabayı, tırmığı veya en küçük kardeşini çalışsın olmadı ateşi şalvarına düşmeden satarız. Okula gidecekte okuyacak mı sanki? Aha duydun lise tuvaletlerine tapır tapır çocuk düşürüyorlarmış. Üniversiteyi hiç hesap etmiyorum. Daha bunun örgütçüsü, şerefsizi, hapçısı, hırlısı ohooo. Otursun edebiyle başımızı derde sokmasın! Okunacak bir şey varsa onu da biz okuruz. Ara sıra gidelim okul civarında turlayıp kızların etek altı görüntülerini alalım. Ah şu liseli kız üniforması! Kıçımızda ağarmış kıllar, dilimizde liselim şarkısı. Modifiye şahinimizin, lüküs mersedesimizin aynasından kaş göz edelim. Belki bir piliçte bize düşer ha?

 KISA KISA BAŞKA ÖRNEK ALACAKLARIMIZ

 Hocanın söylediklerini yapma yaptıklarını da yapma:Yıllarca yazdıkları kadın fıkıh kitapları, islam şartları, ahlak kuralları arasına sorgusuz kadınları, teslimiyetçi erkekleri yerleştirip presleyen kutsal adnanları, çılgın ahmetleri de örnek alabiliriz. Kalıplaşmış öğretiler bitince kedi canlı hatunlarla sabahlara kadar maşallahlaşabilir, helal olan herşeyin üstüne binebiliriz.
Testili ihtiyar: Çıtır ve genç kadınları köşeden tavlama yöntemiyle kendine partner eyleyen, gazetede köşesi olmasaymış parklarda piknik yapanlara çalı arkasından şeyini sallayan andropozlardan olacağına kesin gözüyle baktığım hınçlı ulunun ahlakını örnek alabiliriz.
Ben verecek 1000 dinar daha sen bana aldıracak duj: Kadınlarını burkayla paketleyen, peçeyle çerçeveleyen zina ettiklerini düşününce taşlayarak öldüren, paralarını ithal eskortlara ve kumarhanelere yatıran petrol prenslerini örnek almakta mümkün ama masraflı gelebilir. (suudi arabistan ahlak güzeli)
Seks seks seks aaa unutmadan kahrolsun israil!: bu son örnek geçen yıl başıma geldi. Yazdığım kinayeli bir yorumdan benim orospu olduğuma kanaat getiren (ki bu hiç şaşırdığım birşey olmamasına rağmen paylaşayım) bir herifin profili. capsli  (sitenin yazı rengi soluktu, ilk capsin üzerinde oynamış değilim )

yukarıda bahsedilen olaylar gerçektir ve birebir gözlenmiş, yaşanmış olaylardan derlenmiştir. gerçek olduğunu en az 50 milyon kişi daha sessizce bilmektedir.

 “Herkes için geçerli bir ahlak gülünç bir fikirdir”

Memelerimin gücü adına!

Kız ergenliğinin en mutsuz edici evresi sanıldığı gibi sivilceler değil erkek ergenlerin bacaksız birer sabiyken atlattığı “amcaya pipini göster çocuğum” yoklamasının “bakayım büyümüş mü” şeklinde zuhur eden dişi versiyonudur. Malesef daha travmatiktir. Çünkü pipi, doğuştan var olup göz alışkanlığı yapan bir aksesuarken “bakayım büyümüş mü” nün uygulama sahası memeler 13 yaş civarında baş verir. Yani ansızın beklemeksizin. Sen daha vücudunda ki aceleci değişime ayak uyduramadan memelerinin son durumunu merak eden bir takım teyzelerin fetişleriyle meme memeye gelirsin. Gençliğini gönülsüz uğurlayan her eski toprağın en sevdiği aksiyon, ardından gelen genç neslin körpeliğiyle maytap geçmek, çaktırmadan kendi gençliğiyle kıyaslayıp egosuna rapor çıkarmaktır.

Benim meme kontrolörüm amcamın ortanca eşiydi. Günübirlik sinsi bir yılan gibi sessiz sessiz odama girer şappadanak yakalayıp memelerimin boyunun ölçüsünü alırdı. Onun için bu iş bahçedeki domateslerin kızarıp kızarmadığına bakmak kadar zevkliydi. Memelerimi sıkmaktan yeterince kızarttığı gün koparıp çoban salatasına katacaktı. Çektiğim çileler, karayazgım üç cümleyle anlatılır gibi değil. Sabahın kör karanlığında zil sesi duyunca uykuda bile olsam otomatikman olağanüstü hal durumunu alır, iki elimi pençe biçimine getirip memelerimin üstüne kafes yapıp kapatırdım. Senelerce memelerimi elden müteşekkil kafeslerde muhafaza ettim, kaşıkçı elması bile bu kadar korunmamıştır. Meme mıncırılması sendromum başka reflekslerin de önünü açtı. Sütyen satıcılarından, muayene etmek için steteskopuyla üstüme üstüme gelen doktora kadar herkesin yüzünde amcamın eşinin “bakiim büyümüş mü” derken beliren patlak kırmızı ifadesini gördüm.

Memelerle ilk tanışma; tişörtün altında başlayan, oyunlara eskisi gibi canhıraş iştirak edememeye neden olan ince bir sızıyla olur. Yüzbinyıllık genlerin, sana hızını azaltıp daha makul oyunlara yönelmen konusunda sinyaller yollar. İp atlama ve yakar top oynamayı bırakır çarpışma ve erkek çocuklarıyla temaslaşma riski en az olan oturmacalı, kız kızalı oyunlara kayarsın. Memelerin kainat için önemini anlaman o tarihten itibaren en az bi 5 yılını alır. Bak en az diyorum. Meme kontrolörü teyzeler hazır uğramışken bu iki kauçuk topun arasına dünya’yı sıkıştırıp limon gibi sıkabileceğimizi öğretselerdi belki mememizin gücünü keşfetmemiz daha kısa sürebilirdi. O güne kadar vücudundaki hiç bir eyleme bu kadar ilgi gösteren olmazken, çoluğundan çocuğuna anasından atasına herkesin göğsünün ortasında beliren boncuk büyüklüğündeki iki noktaya dikkat kesmesi, dikkatinden kaçmaz. Orada kimini endişelendiren, kimini eğlendiren, kimini tahrik eden olağan ama olağandışı davranılan birşeyler olmaktadır. Ama kimse sana, sende neler olduğundan bahsetmemeye kararlıdır!

Bu şeyler ilerde ne kadar işe yarayacak olursa olsun ergenlikte hayatının içine, oyunlarının ortasına, göğsünün üstüne sıçmıştır. Artık nur topu gibi ikizlerin var ve sen onlara iyi bakmak zorundasın. (allah analı babalı büyütsün) Yavrucukları sıcak tutman, aç ve açıkta bırakmaman, yabancılara ellettirmemen, yemeyip yedirmemen lazım. Analık bu değilde ne? Ayakkabıya ihtiyacın olduğunda gözünü milletin ayağından alamamak gibi,  memelerinle yatıp, memelerinle kalktığın bu dönemde şehirde meme çapını bilmediğin tek bir kadın bırakmazsın. Bir ara hamama bile daha fazla meme görebilmek, meme camiasını daha yakından tanıyabilmek, memelerden meme beğenmek amacıyla gitmişliğim vardır. Herşeyi anlarsın, sorumluluklarını kabullenirsin, yetimlere tek başına bakmaya razı olursun da neden ikizleri takkeyle yukarı çekmen gerektiğini bir türlü anlamlandıramazsın. Ablalar, anneler pazarda, çamaşırcılarda çift başlı torba koymaz eve taşır süzme yoğurt yapmak için uygulanan yöntemin aynısını ikizlerine tatbik ederler. Memelerini beyaz penye torbalara doldurup omuzlarına asarlar ( renkli, dantelli, seksi torbalar tercih edenlerin süt mamulleri sektörünün liderleri olması muhtemel) Maksadın suyunu süzüp taş gibi süzme yoğurt elde etmek olmadığını annemin gittikçe bacak arasına banki jamping atlayışları yapan sünük memelerine bakarak anladım.

 Bilinçlenmiş, kontrolör teyzelerin tacizleriyle mıncırık sendromundan nasiplenmemiş, taşıdığı malzemenin 8 kaplan gücü taşıdığını erken uyarılma sistemiyle anlamış kızlar müstesna; büyüyüp erkekleri meme çatalınla perişan edeceğin, dünyayı tek memenin üstünde oynatacağın güne kadar memeler senin için gereksiz fazlalık, lüzumsuz ayrıntı, rezalet çıkıntı olarak ortalama bi 5 yıl kadar yük olmaya devam eder. En az 5 yıl diyorum bak.