Her şey mesela ne zaman çok güzel olacak?

7cf2995ff572d6a770fd2f23f5b9d719

 

Bir zamanlar bahar gelince tek düşündüğüm boyumca büyüyen düğün çiçeklerinin içine uzanmak olurdu. Aralarında bir ben yuvarlanırdım bir de tosbalar. Söğütler rüzgarda saçma sapan savrulurken, çamlar her mevsimle inatlaşırdı. Kavağın kibrine bakılırsa hıdırellez yakındı ve annem o meşhur küllü pastasından yapacaktı. Kuşlar bile haber alıp gelirdi. Bir türkü çalardı hep anne pastalarından bahseden. Çerkez komşumuz patatesli kete pişirecekti ve ben mutfak penceresinin önünden geçerken kete kokusuyla cennetin bir ilişkisi olmalı diyecektim. Vanlı komşumuz otlu peynir getirecek,  Trabzonlu olan kara lahana dolması saracaktı. Hep birlikte henüz kentsel dönüştürülmemiş küçük fidanlığımıza toplanıp baharın gelişini, efendim yazın gelişini, sonra gidişini, hatta son baharı ve belki kışı kutlayacaktık. Bahanemiz çoktu. Zamanımız da. Ayaklarımızı basmaya yetecek kadar çimen, başımızın üstünü adaletle ısıtan avuç avuç güneşimiz vardı. Geleceğe olan umudumuz güneşten daha çoktu ve yakardı.  Buralar bizimdi ve biz buraların.

Lakin memleket bi hoş oldu nicedir, üç beş leşi olan dudağı ortadan enine yarık mahalle kabadayılarına döndük. Dilimiz sustalı çakı, İki çift laf edeni o biçim deşer olduk. Ne gecesi tekin ne gündüzü hayra alamet. Ödümüz bokumuzla afedersin bulamaç. Üstümüzden kış değil dozer geçti na böyle. Keza baharı da şahsına münhasır. Havanın kokusu, kuşların sesi ve çiçeklerin renginde bir ayrıksılık, elin malına el koymuşun gibi yabancı.  Öyle bakıyor ki herkes birbirine, sanırsın kafamıza mütemadiyen ölü balıklar yağmış. Arada ölmemiş göz görürsem eğer diyorum ki kesin bu yakında kaçıp gidecek. Başka ne olabilir allasen? Aklıma bu ülkeye dair iyi bir şey gelmiyor -küllü pasta hariç- Sabah evinden çıkan herkes sanki uzaklara gidecek bir uçağın biletini almaya koşuyor.  Şu kadın bugün kesin işten ayrılacak, o adam her türlü bahse varım bankadaki birikimini çekmeye gidiyor, berikinin öyle bir yürüyüşü var ki yüzde yüz pasaport sırasına girecek. Öyle bir koşuşturma. Bir şeylerden vazgeçiliyor gibi. Sıradanlaştıran küçük şeylerden büyük büyük hem de. Güzergahlar planlı. Sardunyalar sulanmıyor. Kahkahalarda mahcubiyet seziyorum, müzikler ezan okunsun okunmasın kısık. Şehirlere belalar yağıyor ve biz hiç sevişmiyoruz. Ablam da eskisi kadar sakız çiğnemiyor.

Bazen öylece oturup düşünüyorum. Bunu sık sık yaparım, yani düşünme olayını, ama bu seferkiler tuhaf dengesiz partiküller halinde uçuşuyor. Birbiriyle alakasız, birbirini tamamlamayan, hiçbir işime yaramayacak çürük çarık düşünceler kafamın üstünde çarpışarak eteklerime ufalanıyor. O sırada televizyondaki kadın spikerin; birazı şu ırktan birazı bu ırktan kalanı diğer ırktan anonsladığı ölü rakamlarını dinliyorum. Kiminin cesetleri  daha önemli, kimisinin annesi daha anne, çocuğu daha çocuk. Spiker yıkılan evleri, şehirleri, tarihi ve anıları anlatırken öğrenilmiş soğukkanlılığını her zamanki ustalığıyla sürdürüyor. Acaba kalbi de böyle spiker midir diyorum içimden. Omuzlarına hazır beton gibi inen saçlarına öğretildiği kadar gözyaşlarına da öğretilmiş midir biraz spikerlik. Sonra başka bir kanalda başka ülkelerin savaşlarının filmleri gösteriliyor. İngiliz hastalar, Piyanistler. Hiç bize değmeyecek kadar soyut, masalsı, üstümüze sıçramayacak kadar uzak ve steril. Filmlerde olunca öyle görünüyor. Başka bir kanalda tecavüz edilen çocuk sayıları verilip bombayla öldürülen çocuk sayılarına geçiliyor, öteki kanalda öldürülen kadın sayıları toplanıyor. Mülteciler, deliler ve ölüler. Rakamlar uçuşuyor, rakamlar doluyor ellerime. Koyacak yer bulamıyorum. Başkaları öldüğü müddetçe ölüm can sıkıcı bir rutin, detaylanıp kayboluyor. En iyisi survivor izlemeli.  Gerçek değil yapay hayatta kalma hikayeleri bizi biraz daha oyalasın. Çünkü yalanlar gerçekler kadar acıtmıyor canı.

   Doktor majör depresyonda mevsimsel atak yaşadığımı söylediğinde yakasındaki isminin harflerinden isim şehir hayvan oynuyordum. Televizyondaki spikerlere fazla bakmamamı, gündemi bir süre okumamamı  tavsiye ettiği süre boyunca odasını mint yeşiline boyadım. Söyledikleri dikkatimi çekmiyordu ve bence  penceresinin önündeki sardunyaları sulasa iyi olacaktı.

Reklamlar

6 comments

  1. Mevsimsel gecislerdeki depresyon pistir, iyi bilirim.Oyle pistir ki ciceklerin boceklerin icindeyken bile agliyorum.”omuzlarina hazır beton gibi inen saclar” beni kopartti:) hay sen cok yasa be kizim, daha mutlu, bol kahkahayla yasa.Optum.

    Beğen

  2. Farkındalık, zeka, ortalamanın üstünde hatta normalden fazla duyumsamak, kısacası insan gibi insan olmak zor; bu ülkede daha bir zor. Bir süredir takip ediyordum, okuyordum yazdıklarını. Bu yazı bende daha başka yerlere dokundu ses vermek istedim. Evet bence kalbi de böyle spikerdir onların… Başka türlü o soğukkanlılıklar nasıl korunabilir ki her daim? Yazıdan alıntılamak istediğim yerler var; ama çok fazla olduğundan baştan sona zevkle ve sanırım biraz da kendimi bularak okudum diyebilirim. Hatta kendimi birkaç kez buldum; çünkü birkaç kez okudum. Ve evet spikerlere bakmamalı, bir süre hatta belki uzunca bir süre gündemi izlememeliyiz. Yani bunun sonu yok. Taşınmıyor, sürdürülemiyor, tek başına savaşılamıyor… Kalemine sağlık, görüşmek üzere.

    Beğen

  3. Senelerdir takip ettiğim tek online yazarsın (başka tanım bulamadım).
    O kadar güzel yazıyorsun ki; kelimeye, cümleye gelmeyen, gelemeyen duygumu, düşüncemi, yazılarını okumak başka bir evren açıyor. Etrafımdaki hiçbir insanla, bu dilde konuşamıyorum. Ve tek çarem, tüm hayatımı, ailemi, evimi, işimi geride bırakıp çekip gitmek şu an. Az zamanım kaldı, belki bir kaç ay. Ömrüme oranla kalan kısacık zamanda bile hala yaşam belirtisi olabilir bu topraklarda, hala beni anlayan, duyan birisi çıkabilir umuduyla başlıyorum güne. Online olanlar sayılır mı bilmiyorum. Keşke sayılsa, keşke bizler bir arada huzurla yaşamanın bir yolunu bulsak. Gitmek, terk etmek zorunda kalmadan…

    Beğen

  4. Ciao iana mi disp che sei stata male…e anche x le interoggaxioni..senti l altea sera mi era venuto in mente una cosa un pi co2#0rta&t8n3o;allora:se tu ti metti per nemmeno un ora du facebook(anche se i tuoi genitori magari non vogliono na gli dici che devi vedere una cosa su chi vuoi te)mi mandi l amicizia cosi intanto intanto possiamo mess e mi dai li tuo num di cell e io ti do il mio poi puoi togliert da fb e ci siamo scambiati i numeri!!!va bn cm idea?? ciaooo

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s