Kendi kendine

   

      Geceleri yazma alışkanlığım pek yoktur ama bu gece evde yalnız başıma oturup mandalina yerken bloguma bir şeyler karalamamın iyi olacağını düşündüm. Öyle gündemle alakalı fikirlerimi de yazmak istemiyorum. Aslında şu intihar meselesinde kafamdan geçen bir dolu düşünce var ama kaç gündür o kadar çok şey yazıldı ve bunları intihar vakaları ilgimi çektiği için o kadar fazla okudum ki boğazıma kadar tıkandım. Konuyla alakalı rastladığım en ufak bir cümle bile gürültü gibi geliyor. Bu olumsuz algıyla, onu onaylayan bir yazı da döşesem Mehmet’in bu dünyadan tiksinme nedenlerinden biri olmaktan öteye geçemediğimi düşüneceğim.

    Ben belki defalarca tekrar ettiğim gibi çok konuşan biri değilim. Eskiden konuşkan olmayı isterdim ama kalabalık bir ortama girince elim ayağım birbirine dolaşır, dilim boğazıma dürülür yapamazdım. Mecburen kendi kendimle konuşmayı seçerdim. Sadece kendi kendine bir şeyler anlatmak olsa yine iyi. Kendime soru sorar, kendim cevabını verir ve kendimin verdiği o cevabı beğenmeyip kendim düzelttiğim olurdu. Şimdi ise artık ne kalabalıklarla ne de kendimle konuşmaya arzum kalmadı. Hayal de kurmuyorum. O hep bahsini ettiğim ve ufaktan böbürlendiğim hayalci yönümü farkında bile olmadığım zamanlarda kaybettim. İlk ne zaman kendimle muhabbeti kesip, düşler diyarına yolculuk etmeyi bıraktığımı tam kestiremiyorum. İş hayatının ve annemle babamın sağlık yönünden kötüye gitmelerinin tetiklemesi mümkün. Biz uzun zamandır mahallemiz tamamen yıkıldığı için bir apartmanda yaşıyorduk ama  maddi durumlar iyiden iyiye kötüye gidince yeniden 2 katlı bir evin ışık görmeyen alt katına taşındık. Evin arka duvarı yerin altında kalıyor, ön cephesi ise maalesef hiç güneş görmüyor. Kara kapkaranlık bir ev olmasının üstüne ev sobalı. Annemle babam bu güneş görmeyen, rutubetli ve sobalı evde hali hazırda zaten var olan küflü alt yapıları da eklenince kısa zamanda kötürüm kaldılar. Annem ameliyat oldu ama hala yürümekte zorlanıyor babam ise çoklu organ yetmezliği yüzünden neredeyse her ay acile kaldırılıyor. Ev bir baştan bir başa antibiyotik, rutubet, sigara ve sidik kokusu içinde. Babam ezelden beri pis bir hergele ve sağlığını kaybedince iyice zıvanadan çıktı. Zavallı annemin hijyen mücadelesi olmasa bokunu ortaya bırakacak afedersin. Ve annemin yürümekte zorlanması da sefil hayatlarının üstüne tüy dikiyor. Garibim, engelli haliyle bu ihtiyar huysuzu zorla yıkamak, giydirmek, yedirmek, yatırmak, işettirmek zorunda kalıyor. Hayat annem ve babam için sürünmekle eşdeğer artık. Buna rağmen yaşama tutunma çabaları umut verici.

   Onların bu sefaleti benim iş hayatındaki çekilmez döngüme karışıyor. Annemle babamın muhtaçlığının sonucu benim bu işte çalışmam. Onlara bakabilmek, her ay bir medikal ihtiyaçlarını temin etmek uğruna işi bırakamıyorum.  Nerden bulaştığımı bilmediğim izbe bir dükkanda nerden türediklerini anlayamadığım manyaklıkta insanlarla uğraşıyorum. Sabahın köründe ayak ve ter kokuları sanki geçen yüzyıldan kalmış bir grup insanla minibüse binip çalıştığım semte geliyorum. Fırından bir simit alıp dükkanı açıyorum. Esnafa selam vermeyi, çay koyup kapının önünü sulamayı da unutmuyorum. Esnaf raconu bu, uymayanın parasını bozmazlar. Birbiriyle alakasız çeşitlilikte eciş bücüş şeyleri, yine aynı eciş bücüşlükte tiplere satmaya çalışmak bir yandan enteresan ve keyifli gelirken bir yandan da bulunduğum hayatı sorgulamama sebep oluyor. Ben kimim? Neden burdayım? Neden bu haldeyim? Bunlar kim? Bu şeyler ne? Önünde ve makatında delik olan bir külotu bir eşcinsele beğendirmek için deliklere parmaklarımı sokup işlevini tarif ettiğim bile oldu. 80 yaşındaki bir teyzenin diz kapağına inmiş memelerini toparlayıp bikini içine doldurduğumda. Erkeğiyle kadınıyla soyunmalarına ve giyinmelerine yardım ettim. Ellerime tenlerinden kir bulaştı.Yer yer çıplak gördüğüm ve giysi satma flörtleşmesi uyguladığım oldu. Bir müşteriden tokat yedim ötekinden küfür. Beriki mememi sıktı, buyanki götümü. Sarhoş bir adam üstüme devrildi, bir başkası bıçak çekti gece 11 di ve dükkanda yalnızdım. Üç kere dükkan soyuldu. Telefonlarımız çalındı.  Dükkanda barkod ve kamera sistemi olmadığından giyen kaçtı giyen kaçtı. Vitrin mankeni giydirirken orgazm oldum bir keresinde. Manken epeyce yakışıklı bak yalan değil.

  Yani hayatım bir anda hiç beklemediğim bir düzleme girdi. Böyle dümdüz gidiyorum. Fazla konuşmadığım, hayal kurmadığım, dert paylaşmadığım, annemin ilaçlarını almanın dünyanın en değerli amacı olduğu bir hayat. Babamın bağırsaklarını boşaltmasını telefonla birbirimize bildirdiğimiz, çişinden kan gelmemesini alkışladığımız, osuruklarını yazdığımız absürd, kokuşuk bir evrende dolaşıyorum. Kötü diyemem. Kendince küçük çok küçük mutluluklar barındırıyor. Bir yandan da kenarda ölümün sessiz bekleyişini de görebiliyoruz. Büyük korkular içinde ister istemez küçük şeyler aranabiliyor. Evvelden diyordum ki Peru’ya gitsem, Yeni Zellanda ya varsam onu giysem bunu yesem şunu sevsem falan filan. Şimdi ah diyorum annem ve babam merkezi ısıtmalı bir evde uyusa, annemin güneş gören bir bahçesi olsa, ipler alsam renk renk de pencerenin önünde bağdaş kurup atkılar, kazaklar ve şu eski moda paspaslardan örse. Huzur bulsa. Huzur bulsam. Hayal kurmuyorum da kurarsam da işte bunlar geliyor artık aklıma. Kendimle alakalı hayalleri ve kendimle konuşmayı bırakmak beni biraz ürkütüyor ve üzüyor doğrusu. Kendimi iyice umursamaz oldum. İhtiyaçlarımı isteklerimi iteleyebildiğim kadar iteledim. Geçen saçlarımın kırıklarını görünce tuttum bu saçları tutam tutam kestim. Kısacık yaptım. Görenler asi olmuşsun diyorlar. O asilikten değil yav umursamamazlıktan. Umursasam kuaföre giderdim. Bir gün kendimi toparlayacağım, hiç kimsenin aklına gelmeyecek hayallerime döneceğim ve uzun zamandır sohbeti kestiğim kendimin halini hatrını yeniden soracağım. Saçlar da uzar zaten bilirsin kökü bende.

Gece gece öyle bi döküneyim dedim. Ne anlattım doğru mu yaptım bilmiyorum.  Keşke ara sıra gelip kısa kısa yazsam şuraya. İyi gelmiyor gelmesine de şey olur belki ilerde, okurum gülerim, aaa bak o zaman şu bu olmuş derim. Uyuyayım madem.

ayrıca: blogumu sakıncalı içerik diye şikayet etmişsiniz? neden ispiyonculuk canım? anlatsana biraz? allah büyük dert vermesin kardeşim, senin hayatın da zor tabii

Reklamlar

12 comments

  1. öncelikle geçmiş olsun aile olunca akan sular duruyor, ayrıca kitapların ne kadar sattı ne oldu ne bitti bilmiyorum ama bildiğim kadarı ile parasını almıyorsun. Keşke alsan.

    Ayrıca o şikayet eden nasıl bir hayat yaşıyorsa varsın mutlu olsun biz sakıncalı da olsa girerim bloga kardeşim diyerek tek tıkla yine gireriz. O zavallımda kendince mutlu olsun yazık :/

    Beğen

  2. Hayal kurmaktan vazgeçme ya.. Kaçmak için bazen en güzel yol olabiliyor…

    Sen kitapların parasını almıyor musun? Ben sırf senin kitabın diye orjinal almıştım ya. Öğrenci ve parasızken. (Korsanı övdüğüm falan da yok tabii bir gün korsan aldığım bütün kitapları tekrar alacağım.)

    Dualar işe yarar mı bilmiyorum ya da sadece iyi dileklerde bulunmak ne kadar iyi gelir. Ama umarım herşey iyi olur senin için, sen kendine iyi bak diyebilirim ama. İyi ol hep..

    Beğen

  3. neden almıyorsun paranı diye kafanı yerlere sürtesim geldi siminya. hayatını anlatım tarzını seviyorum. tıpkısının bir benzerini ben yaşadım. artık bitti diyemem. mezar taşı gibi bilegimde pranga gittiğim her yere sürüklüyorum. ağlanası şeylerin komik taraflarını görebilme iyimserlikten mi yoksa yılların deneyimiyle internet yazışması dili mi? güzeldi güzel.

    Beğen

  4. ay ben çok utandım şimdi bu söylentiden :/ para almadığım zamanlar banka hesabım olmadığı zamanlardı, yani hesap almam için bazı sorunlar çıkmıştı baya uzamıştı olay. o arada gazeteye öyle demiştim ama sonra aldım. ikinci kitaptan bişey almadım ama. onun korsanı çıkarsa onu alın bence, nasılsa ben kazanmıyorum bari korsanlar kazansın :9

    Beğen

  5. Sizi yeni keşfettim ve çok mutlu oldum.Kitabınızı okurken olumsuzluklara mizahla yaklaşmanızı ,ironinizi sevmiştim.Hayat zor şimdi bu duygusal yazınızı okuyunca üzüldüm.Her şeye rağmen ailemiz en büyük yaramız,bir türlü kapanmayan.Her şey gönlünce olur inşallah ama zaten sizde o potansiyeli görüyorum

    Beğen

  6. Mehmet Pişkin'e dair düşünüyordum, ekşi sözlükte Tezer Özlü'den bir alıntıya rastladım:

    “sordukları zaman, bana ne iş yaptığımı, evli olup olmadığımı, kocamın ne iş yaptığını, ana babamın ne olduklarını sordukları zaman, ne gibi koşullarda yaşadığımı, yanıtlarımı nasıl memnunlukla onayladıklarını yüzlerinde okuyorum. ve hepsine haykırmak istiyorum. onayladığınız yanıtlar yalnız bir yüzey, benim gerçeğimle bağdaşmayan bir yüzey. ne düzenli bir iş, ne iyi bir konut, ne sizin 'medeni durum' dediğiniz durumsuzluk, ne de başarılı bir birey olmak ya da sayılmak benim gerçeğim değil. bu kolay olgulara, siz bu düzeni böylesine saptadığınız için ben de eriştim. hem de hiçbir çaba harcamadan. belki de hiç istediğim gibi çalışmadan. istediğiniz düzene erişmek o denli kolay ki.. ama insanın gerçek yeteneğini, tüm yaşamını, kanını, aklını, varoluşunu verdiği iç dünyasının olgularının sizler için hiçbir değeri yok ki.. bırakıyorsun insan onları kendisiyle birlikte gömsün. ama hayır, hiç değilse susarak hepsini yüzünüze haykırmak istiyorum. sizin düzeninizle, akıl anlayışınızla, namus anlayışınızla, başarı anlayışınızla hiç bağdaşan yönüm yok. aranızda dolaşmak için giyiniyorum. hem de iyi giyiniyorum. iyi giyinene iyi yer verdiğiniz için. aranızda dolaşmak için çalışıyorum, istediğimi çalışmama izin vermediğiniz için, içgüdülerimi hiçbir işte uygulamama izin vermediğiniz için. hiçbir çaba harcamadan bunları yapabiliyorum; bir şey yapıldı sanıyorsunuz.

    yaşamım boyunca içimi kemirttiniz. evlerinizle, okullarınızla, iş yerlerinizle, özel ya da resmi kuruluşlarınızla içimi kemirttiniz. ölmek istedim, dirilttiniz. yazı yazmak istedim, aç kalırsın dediniz. aç kalmayı denedim, serum verdiniz. delirdim, kafama elektrik verdiniz. hiç aile olmayacak insanla bir araya geldim, gene aile olduk. ben bütün bunların dışındayım…”

    Böyle hissetmeden bir gün geçirmeye çalışmak artık çok zor benim için. Bu pisliğin farkına bir vardınız mı, içinden çıkamıyorsunuz. Neyse, kısacası Siminya, Mehmet hakkında ne düşündüğünü merak ediyorum. Konuyu hortlatmak gibi olacak ama sanırım buna cidden ihtiyacım var.
    Kederli Süvari

    Beğen

  7. yorumunu geç gördüm kederli süvari, maalesef blogumla bağlantım neredeyse koptu gibi. sadece gece canım sıkılırsa ve bunalırsam bir şeyler karalıyorum ki onlar da çoğunlukla bunalımlı olmaya başladı görüldüğü üzere.

    tezer özlü nün çok okuduğum ve çok tuttuğum satırları bunlar. gerçi bundan başka da fazla okumuşluğum yok kendisini. bir kayıp mı bilmiyorum şimdilik. saol yeniden hatırlattığın için.

    mehmet'le ilgili düşüncem intiharla ilgili düşüncem neyse o. ben intihar edenlere duyduğum saygıyı sanırım hayatta kimseye duymadım. çünkü bizler yaşamaya; her şeye, her türlü sikilmeye, satılmaya, oyuna dümene rağmen ne bokumsa “sıkı sıkıya” sarılan yavşaklar sürüsüne imalı bir gülüş çakıp vazgeçiyorlar. sizler diyorlar bize “rol kesmeye devam mı hala?” kendimi her sabah uyandığımda sahte gülüşlere hazırlıyorum, işyerine gelecek müşterilere göstermem gereken yapay yüzüme. sahte laflar doluyorum dilime “çok yakıştı size, inanın bize gelişi de bu kadar, hoşgeldiniz efendim beşgidiniz cancazım” hayatımız götler yalamak, boklar yemek ve yalanlar söylemekten ibaret. tiksiniyorum ama kusamıyorum. sanırım mehmet kustu, belki de intihar bir kusma biçimidir. bu konuda blogumda çok yazı olacak. intihar diye aratsan bile bulursun. sonra şurada da konuşmuştuk birazcık. https://www.facebook.com/siminya/posts/4875687228127?pnref=story böyle. umarım iyisindir

    Beğen

  8. seni cok seviyorum simi. cok uzun zaman oldu seni okumayali. yazmayi biraktin mi yoksa yazabilecek durumda degil misin bilmiyorum ama cok ozluyorum seni. kitaplarini, blogunu acip ayni yazilari tekrar tekrar okuyup iyi oldugunu umut etmekten baska bir sey gelmiyor elimden. sen benim hic tanimadigim kardesimsin, arkadasimsin, ailemden birisin, canimin icisin. umarim mutlusundur da o yuzden yazmiyorsundur. umarim hayatin tam da istedigin gibidir suan. ayni ulkede, ayni sehirde degiliz belki ama benim evim senin evin. senin azerbaycanda, bakude bi yuvan oldugunu unutma. kapim da, kalbim de sana hep acik. seni cok seviyorum yuzunu gormeden, sesini duymadan. kalbime dokunuyorsun her kelimende, simdi ben de seni opuyorum simi, kalbinde hisset. mutlu ol, cok ama cok mutlu ol.

    Beğen

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s