Ona mastürbasyon demeyelim de kendi içine yolculuk diyelim

  


    Mastürbasyon bir keşif mi yoksa bir içgüdü mü? İkisi de herhalde.  Şu bitmek bilmeyen dini kuralların yazıldığı bir kitapta erkeklerin ıslanmasından bahsediliyordu. Sonra erkeklerin menisinden, mezisinden,  tüm diğer akarından kokarından. Yazılabildiği ve okumamız için en muhafazakar evlerin en alelade kitaplıklarına yerleştiğine göre onların bütün insani arzuları, şehvetleri, kontrol edemedikleri içgüdüleri  normalleşmişti. Kadınların ıslanabildiğini  herhangi bir yerde okuduğumu ve kadın akrabalarımdan birisinin bile bunu itiraf ettiğini hatırlamıyorum. Utanma da vardı yasak da. Zaten yok öyle bir şey. Şişşşşş!! Peki niye? Aynı türün iki farklı cinsi arasında bu kadar devasa bir mahcubiyet ve suç farkı nasıl oluşmuştu? İnsani ihtiyaçlar yazılırken erkeğe düşen birim miktarı kadınınkinden neden kat ve kat fazla çıkıyordu? Ve acaba neden erkeğin zafiyetlerinin tam karşısına  kadının dikkat etmesi gereken kurallar bütünü konuyordu? Mesela erkeğin kolayca tahrik olmasının karşısına önlem olarak kadının tahrik etmemesi gerektiğinin düşmesi gibi.  

      Günlük hayatımız son birkaç yıldır değişmeksizin aynıydı. Annem şafakla birlikte evden ayrılıyor,  güneş batarken binlerce havadisle geri dönüyordu. Abim dere kenarındaki bir kaportacı dükkanında çalışıyor, erkek kardeşim ve ablam Zehra ise okula gidiyordu. Babam zaten eve gelmiyordu ki gitsin. Bir kahvehanede kim bilir kaçıncı okey doktorasını vermekteydi. Bense başıboş bir ergen irisi olarak evde, orda burda sıkıntıdan türlü keşifler yapıyordum. İlk zamanlar telefon sapıklığını denedim. Bilirsiniz rastgele numara çevirip nefes dinletmek,  takırtu tukurtu çıkarmak, cesaret toplanmışsa  “bu akşam seni öldürmeye geleceğim” demek vs.  Genellikle telefonu yaşlı bir kadın açınca bunu yaptım. Belki bir zamanlar elinde telefonla kalp krizi geçirerek ölmüş yaşlı kadınların faili ben olabilirim.  Erkek sesi duyarsam da şuh işlere bulaşıyordum.  Geri zekalıların hepsi işletilmeye dünden razıydı.  Şimdiki aklım olsaydı “Ben Bulgaristan da yaşıyorum ve sizinle evlenmek istiyorum yanınıza gelmek için pasaport ve yol parasına ihtiyacım var” yalanı ile toplayacağım paralarla Miami’den ev almıştım. Düşünemedik işte.  Bir ara ipin ucunu kaçırıp Çinli esnafı, Norveçli balıkçıları bile aradım. Telefon faturası diye bir şey olduğunu ve bunun top yapılıp ağzıma sokulabileceğini bilmediğim günlerde aradım Chan Hu Hio yu.  Zaten anlaşamadık. Ayrıldık.  Onunla başka hikayem yok.

        Yine böyle sıkıntıdan dörde katlandığım günlerde, annemle babamın yüksek rakımlı karyolasında uzanırken mastürbasyonu keşfettim. Mastürbasyon bir keşif mi yoksa bir içgüdü mü? İkisi de herhalde.  Şu bitmek bilmeyen dini kuralların yazıldığı bir kitapta erkeklerin ıslanmasından bahsediliyordu. Sonra erkeklerin menisinden, mezisinden,  tüm diğer akarından kokarından. Haklarında her şeyi biliyordum. Ve hiç biri mahrem değildi. Yazılabildiği ve okumamız için en muhafazakar evlerin en alelade kitaplıklarına yerleştiğine göre onların bütün insani arzuları, şehvetleri, kontrol edemedikleri içgüdüleri doğal, gerekli ve  normaldi. Ama kadınların hissettiklerinden tut akıntılarına kadar bahsi edilemeyecek kadar çirkin, mekruh ve sakıncalıydı. Bunları konuşabilecek hale geldiysen baş göz edilecek hale de gelmiş oluyordun. Kadınların ıslanabildiğini  herhangi bir yerde okuduğumu ve kadın akrabalarımdan birisinin bile bunu itiraf ettiğini hatırlamıyorum.  Zaten yok öyle bir şey. Şişşşşş!! Orospu musun? Peki niye? Aynı türün iki farklı cinsi arasında bu kadar devasa bir mahcubiyet ve suç farkı nasıl oluşmuştu? İnsani ihtiyaçlar yazılırken erkeğe düşen birim miktarı kadınınkinden neden kat ve kat fazla çıkıyordu? Ve acaba neden erkeğin zafiyetlerinin tam karşısına  kadının dikkat etmesi gereken kurallar bütünü konuyordu? Mesela erkeğin kolayca tahrik olmasının karşısına önlem olarak kadının tahrik etmemesi gerektiğinin düşmesi gibi.  Yaşıma göre cevabı günaha girdiğini düşünmeden bulunamayacak büyük sorular soruyordum. Tövbe çektim.

        Yatağın baş ucunda asılı hatıra eşyaların arasında saat kulesi şeklinde bir anahtarlık gözüme çarptı. Metal veya pirinç malzemedendi. Hatırlayamıyorum. Kısa bir süre bakıp onunla ne yapabileceğimi düşündüm. Sonra da onu asılı olduğu yerden alıp aklıma geldiğinden bile utandığım için sanki aklıma hiç gelmemiş gibi yaparak, bir nevi aklımı küçümseyerek vajinama götürdüm. Derine götürecek kadar cesaretim yoktu. Bakireliğin hemen çiş yaptığımız yerin yakınlarında bir çıban gibi patlamayı beklediğini biliyordum. Onu bozacak şey mustakbel kocamın helal sikinden başka bir şey olmamalıydı. Bunları düşünerek anahtarlığı kıpırdatmadan tuttum. Yaptığım şey hoşuma gitmişti ama tarif edilemez büyüklükte bir utanç duydum. Hem annemle babamın yatağında ve babamın en sevdiği eşyalardan biriyle bunu yapmıştım. Üstelik kadınlar bundan hoşlanmazdı. Bu sadece erkeklerin arzulayabileceği bir şeydi. Erkek olma ihtimalim var mıydı? Kıpkırmızı bir halde yerimden kalkıp evimizin giriş kapısının önünde, ellerimizi yıkadığımız lavabo vardı oraya gidip anahtarlığı yıkadım, kurulayıp yerine astım. Nasıl utanıyordum. Diğerlerinin yüzüne nasıl bakacaktım? İlk nereden başlayacaktım söze? Yüzümden, ses tonumdan kendime bunu yaptığımı anlayabilirler miydi? Bir kaç dakika utanç ve pişmanlık içinde kendimi bundan sonraki hayatıma hazırladım. Kendimi orospulukla, şerefsizlikle, kirlilikle suçladım. Sonra gidip evi süpürdüm. Üzüm yedim. Ağladım.

         Birkaç gün annemle babamın odasına şu veya bu sebeple her girişimde yatağın baş ucu tarafına bakamadım. Baksam bile anahtarlıkla göz göze gelmemeye çalışıyordum. Minik iki gözü varmış da bana doğru bakıyormuş gibi hissediyordum. Sadece anahtarlık olsa iyi, evdeki herkesin yaptığım şeyi birbirlerine söylediklerini ve bana bir şey söylemeden her baktıklarında bunu ima ettiklerini düşünüyordum. Sonra o duvarlar? fısıldıyorlar mıydı yoksa? Ama utanç duygum azalıp, asayiş berkemal olunca bu kez sonrasında ne hissedeceğime daha hazırlıklı olarak yine yaptım. Sonra yine. Şeyime kadar günaha battım. Geceleri ablamla aynı yatağı paylaştığımız için gece yapmamaktan mümkün mertebe kaçtım ama gündüz evde kimse yokken tam bir seksi görlle dönüşüyordum. Türkçe popun en leş örneklerini açıp dudaklarıma almancı akrabamızın hans’ın çöpünden topladığı bayatlamış kırmızı rujlardan yalapşap boca ediyordum. Eteğimi diz üstüne kadar çekip yandan bağlıyor, uzun saçlarımı tokalardan kurtarıp evde bulunan tek koku limon kolonyasıyla sağını solunu ıslatıyordum. Bütün bu hazırlıkları saat kulesi bir anahtarlık için yapıyordum. Anahtarlığa aşık olmuştum. Ama aşk pişmanlıktı… Her defasında korkunç pişman oluyor, tam bir ruh hastası gibi oturup saçımı başımı yola yola salya sümük ağlıyordum. Adeta bir pişman mastırkeş olup çıkmıştım. Bir gün başıma çok fena bir şey geleceğini biliyordum. Çünkü yasak olan, günah olan bir eylemi yapıyor pişman oluyor ama sonra yine yapıyordum. Allah bunu yanıma komazdı ki. Benimle ilgili korkunç planlar hazırlamıştı bile. Geceleri kabuslar görmeye başladım. Karanlıkta gördüğüm her gölgenin mastürbasyon yaptığım için peşime düşen cinler, zebaniler olduğuna adım gibi emindim artık. Bu korkular yüzünden namaza başladım. Hacca gitmeyi düşünüp esnafa ihramın metresi kaça? diye sordum. Fakir fukara doyurdum. Yaş 14. Aşkımızın meyvesi Aytek.
     Bu günahkarlığa; kendi iyiliğim, kendi çarpılmama, cehennemde vajinasına kazıklar sokula sokula yakılmamam adına son verdiğim gün. Bir Cumartesi günü. Salona yayılmış televizyon izliyorduk. Odada ablam Zehra, ben ve küçük erkek kardeşim vardı. Annem dışarda çamaşır yıkıyordu. Artık ne kadar şeytanın oyuncağı olmuşsam oradan bir yerden elime geçirdiğim tükenmez kalemle pijamamın söküğünden yol aldım. Etraftakiler görmesin diye  kafam dışarda  bırakarak gövdemi odada bulunan oturduğumuz somyanın  altına soktum. Zeka!  Ablam Zehra bir terslik olduğunu yaptığım ters devekuşu hareketinden sezmiş. Ben; kafam dışarda, kolum gövdemin altında, gövdem somyanın altında tren olmuş tv seyrederken o yan tarafa geçip somyanın işlemeli etek örtüsünü kaldırıp ne  yaptığıma bakmış. Hele belime bir serinlik gelmişti.  Görmüş ki ben kızların asla yapmadığı o pis şeyi yapıyorum. Birden “ne yapıyorsun sen o kalemle oralarına” diye bağırdı. Sesini duyunca  acele acele elimi çekmeye çalışırken  tükenmez kalemin kapağı pijamamın söküğüne takıldı, çekiyorum çekiyorum ne kalem çıkıyor ne kapak. Dışardan bakan zanneder ki kalemi dibine kadar sokmuşum,  içime saplanmış. Yaptığı şeyden zaten utanan beni erkek kardeşimin önünde rezil etti.  Yetinmeyip koşarak balkona çıkıp anneme doğru avazı çıktığı kadar seslendi

-Anneeee koş siminya bıttığına kalem sokmuş, çıkaramıyooo!

    Gel de ölme. Gel de kendini intihar etme.  Ağlayarak ben de balkona koştum. Kalemi çıkarıp bir yere savurmuştum ama kapağını bulamadım. Annem elleri köpüklü eve doğru geliyordu. Belli ki çocuklarından birine elektrik çarptığını, bacaklarının veya kafalarının koptuğunu sanmış beti benzi bembeyaz olmuştu. “Ne oldu yavrum kim neyi çıkaramıyor” Diye telaşla sorunca ağzına sıçtığım ablam Kırıkkale’den dahi duyulacak biçimde daha yüksek sesle tekrar etti. Annem olduğu yerde durup gülmeye başladı. Hayatım boyunca annemin en aklımda kalan gülümsemelerinden biri budur. Çünkü gerçekten dünyanın başıma yıkıldığı ve annemin de aynı aşağılayıcı sözlerle üstüme gelip beni azarlayacağını düşündüğüm anda o, olayı hafifleten bir yüz ifadesi takınmıştı. Belki de annem sandığım kadar bilinçsiz bir ebeveyn değildi. Çocuklarının bir gün birer birer kendilerini keşfedeceğini,  onları bu nedenle suçlamaması gerektiğini biliyordu. Ona ne kadar teşekkür etsem azdır.  Ablam bu sırada bir çok detay daha vermişti galiba. Annem “kalem değildir o yanlış görmüşsündür  sus da eve gir çabuk” dedi. Çamaşırlarının yanına döndü. Ablamla ben balkonda baş başa kaldık. Dönüp beni sessizce süzdü süzdü süzdü. O kadar ağlıyordum ki kendimi savunacak tek bir yalan dahi aklıma gelmiyordu. Kardeşim de kapıdan şöyle bir kafasını uzatıp ikimize bakmış yeniden televizyon izlemeye dönmüştü. Hava çok sıcaktı. Dut ağacının meyveleri balkona dökülmüş ayaklarımızın altında patlıyordu. Utancımdan ablama bakamıyor hemen kafasının arkasına düşen apartman dairesinin pencerelerinin arkasında daima bizi izlediğini tahmin ettiğim komşunun oğlunu arıyordum.  Görmemiş, duymamış olmasını umuyordum. İhtimal yoktu ama…

-Kalem soktuğunu gördüm, seyrettim ben dedi
-Yok kalem falan… dedim, daha fazla konuşamadım. Ablam gördüğü şeyi büyüklere ispatlayamamanın verdiği öfkeyle eve girdi.
 Ben de balkonda bulunan minderlere oturup şoku atlatmayı istiyordum. Minderlere doğru adım atınca tıpır tıpır bir ses duyuldu. Ablam evin koridorundan balkona doğru baktı. Hemen kapının eşiğine pijamamın paçalarından tükenmez kalemin kapağı düşmüştü. 

Maviydi. 



Reklamlar

16 comments

  1. Allah seni çarpacak bacım!!!! 😀
    Demedim yok, ben demem öyle şey. Üzüldüm lan sana, oysaki o günler hepimiz ne meraklıydık vajinamıza. Ben daha kötülerinide yapıp yakalandım. Hem benim valide hafız, yediğim nasihatleri düşünsene 14-15 yaşında. Aman aman.

    Beğen

  2. Kendine yolculugun ne zaman gelecegini insan anlamıyor,,bende yapmıştım,sonra utandım kendimden yeminler etmiştim asla yapmam,ama o hazzı alınca yapıyor yine utanıyor yine yapıyorsun..hepimizin çocuklukta keşfetmeye korktugu ve bi o kadar da yapmaya hevesli oldugumuz yolculuk….

    Beğen

  3. benim düşünceme göre mastürbasyon yaparken yakalanan bir erkek bireyde buna benzer bir mahcubiyeti yaşayabilir ama ne olur kendinden büyük bir hemcinsi onu mastürbasyon yaparken görürse biraz güler sonra alır kerhaneye götürür.

    Beğen

  4. Babam yakalamıştı 🙂 eşşek sıpası napıyosun sen diye gülmüştü ama nedense nasihat konuşmasını annem yapmıştı. Sana zarar da verebilir dikkatli ol demişti. O gün çok utanmıştım. Senin içinse daha fena bir durummuş. Öyle herkesin duyabileceği şekilde bağırması falan 🙂

    Beğen

  5. Sabah sabah güldürdün Allah senide güldürsün .Birde şu var ailesi tarafından yakalanıp dayak yiyen bireyler kim bilir o dayak yiyen bireyler ilerde cinsel hayatlarında nasıl problem yaşarlar.

    Beğen

  6. Selam
    Simya Hanmfendi
    Insaniz her halimiz ile yaratan bize birakmis.
    Ben 49 yasinda bir Bey olarak evli hala kendi dünyamda tatmin oluyorum.
    Esim bana yetmiyor veya yetisemiyor.
    simdi bu kendi kendine tatmin günah ise ben bu günahi seviyorum bu günahi yaptiranmi yoksa yapanmi isletiyor veya yaptiranmi yapanmi suclu.
    Ben sucluluk duygusuna kapilmiyorum.
    Ben utanacvagima esim utansin.

    Dost Aski ile Selamlar
    meet.melove@hotmail.com

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s